17 Ekim 2019 Perşembe

MİHRİBAN

   
         UNUTURSUN MİHRİBANIM
      HİKAYENİN FARKLI  BOYUTUNU,
     EN BAŞINDAN ANLATMAYA BAŞLAYALIM.

        Seneler önceydi, garibanlık ve çocukluktan gençliğe geçiş dönemimde, kendi halimde köyle, hayvanlarla, kendi küçük dünyamla yaşayıp giderken, bir aşk rüzgarına kapıldım.  Kurtar kendini kurtarabilirsen. Aynı köylü olup, annesi babası Gurbete  yerleşen bir ailenin kızıydı Mihriban. Yaz döneminden köyde yaşayan dedesi ve ebesinin yanına gelmişti. Üç kız arkadaşı vardı köyde. Bizde erkeler gurubu olarak üç arkadaşla dolaşırdık. Sonra köyün ortasında akan deredeki suyu bahçemize bağladım. Arada suyumuzu kesip kendi bahçesine bağlıyorlardı. Bir türlü yakalayamıyordum. Köşeye saklanıp suyu kesenin kim olduğunu gözetleyip duruyordum.
Yıkık kerpiç duvarının arkasından arada kafamı uzatıp bakıp, bakıp  duruyordum. Ne bileyim tam karşıda Mihribanın evinin olduğunu ve kendisine baktığımı sandığını ve bu beni seviyor diye bana sevdalanacağını. Kız arkadaşlarına söyle bu çocuk bana bakıyor, beni seviyor diye. Onlarda kızkardeşime getirirler haberi. Akşam evde Anam babamın yanında sen filancanın kızı Mihriban’a mı bakıyon dedi. Bizde bakmak sevdalanmak anlamına geliyordu. İşte Aklıma kar suyu kaçmıştı. Onun güzelliği karşısında insanın aklını oynatmaması mümkünmüydü.  İşte böyle başlayan ve yaz döneminde birbirine sevdalanan iki saf, temiz, utangaç, duygularla acizane aşkın ne olduğunu, anlamaya çalışan biz çocuk diyelim, siz delikanlı deyin, aşkın ateşinde yanmaya başlamışlardır. Derenin kenarındaki evlerinin ordan geçerken perde aralanır birbirine bakışarak geçer giderdim. Hep derdim gözlerine bakacağım, gözlerinin rengini göreceğim diye,  bir haller olurdu bana, karşılaşırdık. Yakınından geçerken, utancımdan yerin dibine batardım. Aklım bir yerlere giderdi.  Hala gözlerinin rengini bilmiyordum. Takiii son resmini görene kadar, benim yandığım kadar varmış dedim. Karşılaşmalar, konuşmadan bakışmalar, verilip alınan küçük hediyeler, yerine ulaşmayan gönderdiğim mektupların arkasından Yaz biter Mihriban İstanbul’a ailesinin yanına gitmeye hazırlanır. İlçedeki İstanbul otobüsüne biner. Dedesi görmesin adı çıkmasın diye çaba sarfeden garip Otobüste Mihriban’ ın yanına varır, yüzüne bakar, güle güle gülüm, beni unutma der. Mihriban utangaçtır. Daha 16 yaşında kız çocuğudur. Yanakları al al olur. Bir şey diyemez, gözüde kapıdadır. Dedem gelirde bizi görür diye gözüme baktı. Bende otobüsden indim, dedeyle otobüsün merdiveninde karşılaştık.  Yolcu ettik Mihriban’ı. Mihribandan geriye koskoca hasret dolu, gurbet dolu, acı dolu, sevda kaldı. Kim derdi bir köylü çocuğu, şehirli sevecek, o günlerde bu ulaşılmaz zordu. Gariplik anlatılmaz, yaşanır. Garibanlık zor şeydir. Kuru bir umutla günler geçer, özlemler çoğalır, ama ne yapacaksın elin kısa, kolun kısa derler eskiler. Bütün bunların sebebi, garibanın, garibin sevdiğine kavuşamamasının tek nedeni toyluk, delikanlılık, utanma, ar etme ve garibanlık. Birazda  bizler böyle görmüşüz, edeb adap derken, elimizden sevdamız uçup gitmiş, geriye acı dolu yıllar kalmış.
          Ayrılığın üzerinden kış biter, yaz gelir ama, Mihriban o sene gelmez.  Bizim garip bekler ama nafile, o sene yaz Mihriban köye gelemeyecektir. Çünkü annesi babası kardeşleri Büyükşehirde yaşamaktadır.   Bizim garip aşık dertlenir şiirler yazar.  Bir sene önce sevinç ve sevda şiirleri yazarken şimdi özlem ve hasret dolu şiirler yazar.  Kış döneminde İlçede okumaya çalışan garip okullar kapanınca köyüne gelir anasına babasına   tarlada yardım eder. Garibin kız kardeşi evlenmiş,  Mihriban’ın bulunduğu  şehire gelin gitmiştir. Garip bir bahane bulur bacısını görmeye gidiyorum diye şehire İstanbula gider.  Aklında bilmediği koca şehirde Mihriban’ı nasıl bulacağını düşünmektedir.  Köydeyken  Büyük emmisine,  şehirdeki emmi oğlunun adresini anlattırırdı.  Mihribanlar ile emmi oğlunun  komşu olduğunu evlerinin yanında ki belli başları yerleri anlattırırdı. Bunları aslında emmiye anlattırmasındaki gayesi, İstanbula gidip Mihribanı bulmaktır. Öyle de yapmıştır. Bir yaz günü,  otobüse biner, İstanbula gider.  Koca şehir, bul bulabilirsen.  Birkaç gün geçer Mihribanın ikamet ettiği semti aramaya başlar, Semti sora sora  semti bulur.  Mihriban' ın komşusu olan  emmisine gitmek bahanesiyle,  büyük emmisinden,  dinledikleri tarifi düşünür ve iki evide bulur.  Bilerek emmisinin evini sormak bahanesiyle,  Mihriban’ın evinin kapısını çalar.  Mihriban’ın anası kapıyı açar, kimi aradınız der. Bizim garip kendisini tanıtır, emmisinin evini sorar. Evin hanımı,  Memleketinden köyünden gelen 17 yaşındaki genci hemşericilik sevinciyle evine çağırır, içeri alır.  Evde otururlar, konuşurlar.  Anne kızına seslenir, kızım sen bu çocuğu tanıyormusun?  gel hele der. Utancından gelemez, Annesi ısrar edince Mihriban utana, sıkıla  odasından gelir,  karşı kanepeye oturur.  Sessiz kalır, anne ısrarcıdır tekrar sorar, Garibe göz ucuyla bakar, yok görmedim der, nasıl desin bu çocukla biz köyde sevdalandık diye.  Garip bu utangaç, utanınca yanakları kızaran,  başını öne eğen Mihriban’la aynı odada oturmuşlardır.  Garip mutludur ama sevinci kısa sürer.  2-3 saat  hızlıca geçer. Sonra anne garibe önderlik ederek komşu köylüsü,  garibin emmisinin evine götürür. Şimdi garip ile Mihriban’ ın arasında bir duvar vardır.  Garip o gece Mihriban’ la aynı havayı teneffüs ediyorum der. Gökyüzüne bakar, Allaha dua eder, şükürler olsun rabbim sana, ama keşke dışarı çıksak da iki söz edebilsek diye ama bu imkansızdır. Evdekileri uyandırırım da ayıp olur diye ne garip cesaret edebilir,  nede Mihriban.  Ertesi gün garip geldiği yere (semte) geri gider, bir iki daha gelir ama gelip giderken onu görür, hasret giderir ama, ikisininde utangaçlığından bir araya gelip konuşamazlar. Birbirlerine sevdalarını ve çektikleri ayrılık acılarını anlatamazlar.  Garip memleketine geri döner. Okul yılları hasret rüzğarları, sevgiliye ayrılık ve sevda şiirleriyle süslenir.  Garibin lise yılları biter. Hataya atılma zamanı gelmiştir. Üniversite de okumak zor görünmektedir. İstanbul’ da  sınav bahane edilir ve geri gelir. İstanbul’da bir iş bulur ve Mihriban’ıyla artık aynı şehirdedir. Garip,  İzin ve tatil gününde Mihriban’ ın komşusu emmiye misafirliğe  gider. Amaç Mihriban’ ı görmektir. Mihriban’ ın utangaçlığı ve garibin cesaretsizliğinden bu aşk bir türlü mutlulukla filizlenemez. Bu böyle devam eder.  Bunun Üstüne Garibin emmisinin hanımı, evime çok geliyor diye ayağını kesmek için bu kız seni sevmiyor ben sordum deyince, ayağı oradan kesildi. Bu sözü ciddiye alan garip, ağlar üzülür ama, bir türlü Mihriban’ ından vazgeçemez.  Kızın evinin karşısında, uzak bir yerine oturur, evi gözler, Mihriban’ ı dışarı çıkacakta  göreceğim diye. Herkes hafta sonu Pazar günleri izinlerini çarşıda gezerek geçirir. Garip  evin uzağında dikkat çekmeyen bir köşede boş bir arazide geçirir. Arada sevdiğini görür de. Gün gelir askere gider. Mihriban’ın yanına yanaşamaz,  vedalaşamaz bile.  Utanır, sıkılır, Mihriban’ın adı çıkar da üzülür diye kıyamaz. Bilmezki Mihribana en büyük acıyı farkında olmadan vermiştir. Mihriban’ın   içindeki bulunduğu durum sıkıntılıdır. Garipte doğru dürüst iş yok, aş yok, ev yok, bark yok, yani geleceğine dair  bir umut yok. Ailesine der bu kızı isteyelim. Babanın elinde yok, avucunda yok, garibanlık  diz boyu. Vesselam garip askere gider, Askerde onu taaa Kıbrıs’a gönderirler. O zamanlar Kıbrıs Yurtdışıdır. Gel geri gelebilirsen.  14 ay sonra izine gelir, gelirde yine yollara düşer, bizim Mihriban ne yapar diye. Garip akraba ziyaretleri yapar.  Öğrenir Mihriban’ı başkasına vermişler.  Başından kaynar sular dökülür.  Gidip Mihriban’ a yalvarmak ister. Yine evlerinin uzağında bekler yolunu. Mihriban’ın anası ölmüştür. Evin yükü Mihribandadır.  Mihribanın  babası eve üvey ana getirmiştir.  Övey anayla birlikte yakın akrabalarının düğününe başka semte gitmek için geldiklerini görür.  Garip bir cesaret gelir onlar minübüse biner, peşlerinden garipte biner.  Mihriban övey anayla birlikte toplu taşım minübüsüne oturur. Garipte arkasındaki koltuğa oturur.  Kısık sesle yalvarır. Ne olur nişanı at, sana kıyamam, Mihriban’ dan ses yoktur. Minübüs yol alır, Mihriban’a derdini anlatmaya çalışır,  Mihriban narindir, mazlumdur, karıncayı incitemez, cevap ta veremez, garip yolculuğun sonunu beklemez iner.  Bir söğüt ağacı vardır, oturur altında, dünya artık zindandır garibe, ağlasa, bağırsa, üzülse nafile hayatı bir film şeridi gibi gözünün önünden geçer. Der Allah yazsaydı bir şeyler olur bu kız bana yar olurdu. Kendini toplamaya çalışır.  O akşam Mihriban’ın bir akrabasının düğününün kına gecesi vardır.  Garip oraya gider. Acaba bir fırsat bulurumda konuşabilirmiyim diye.  Görür karşıda bakar Mihriban. Görürler biribirlerini. Son fırsattır. Hani derler ya otobona girmeden önce son viraj. Nafile aksilik ceryanlar kesilir. Tam fırsatı derken, her taraf zifiri karanlık. Düğünün kına gecesinde, gaz lambası yakarlar.  Bir müslüman yoktur yardım edecek.  Bizim garip garipliğine isyan eder bırakır gider. Gidiş o gidiş, perişandır, kendini yolara vurur, etrafına küser, kadere küser. “ Bir daha mı asla sevmeyeceğim, hele aşk mı asla” der. Askerliğe bıraktığı yerden devam eder. Askerlik biter Askere gitmeden önce Mihriban’ı için gittiği ve 18 ay çalıştığı İstanbula bir daha gitmez. Daha sonra işi düşse  gitse bile yüreği,  Mihriban’ı görünce dayanamayacığını bildiği için  kaçarcasına geri döner. Kader yazsaydı, olmazlar olurdu, nasip değilmiş der,  hayatını devam etirir.  Garip ile Mihriban’ı kader bir şekilde karşılaştırmasa bile, inceden inceye bazen merakta eder. Nasıldır ne yapar, mutlumu dur?  ters bir şey olsa duyulurdu der,  duyulamaması  içini rahatlatır.  Mihriban’la karşılaşmamaya da özen gösterir. Belki bunda da vardır bir hayır, belki ben onu üzerdim. Allah onu koruyor, Mihriban’ın başkasının üzdüğüne belki dayanırımda,  asla kendim üzersem yaşayamam.  Yıllar birbirini kovalarken, Mihriban’ın Hasta olduğunu duyar,  Kanser hastalığına yakalanır Mihriban.  Mihriban yenik düşer kansere. Oda yetmez gibi kısa bir süre sonra garip Mihriban' ın vefatını duyar. Kabul etsede etmesede Mihriban ölmüştür. Hakkın rahmetine kavuşmuştur.
       Artık acı dolu günler ve bir daha kavuşama korkusu sarmıştır garibi. Garip tüm umutları bitmiştir. Karanlık bir dünyada yaşamak zor gelir garibe.
     Yine bir akrabasının vefatından dolayı internette bir fotoğraf vardır. Fotoğraftakileri tanır, ama birisi vardır ki içini cız ettirir. O hayalinde 17 yaşındaki gördüğü ürkek ceylan misali Mihriban’dır.  Bilmez ki bir akrabasının fotoğraflarının  yanında Mihriban oturuyor, önünde köy böreği tepsisi. Hemde köyündedir. Gelde buna yürek dayansın. Kim olursa olsun, garibin hissetiği bu maneviyatı anlayamaz diye düşünür.
       Birde garibin ağzından dinleyelim bu hikayeyi.
      Yıllarca görmek isteyip göremediğim, Mihribanım. Şimdi Nerde ve nasıl olduğunu da bilmek istemiyorum. Değişmiştir şimdi. Ben onun nazarında değiştim, o benim nazarımda değişti. Niye göreyim? Öyle kalsın. İnsanların gözünde kalmasındansa, gönlünde kalması daha iyidir. Dedim de gel sen bunu gönlüme anlat. Bazen merak etmişimdir. Yılarca görmediğim, ama yüreğimin yarısı, kendine göre bir yol çizmiştir. O sevdada yolunu başka yöne çevirmiştir. Sebepleri neydi. Gerekçeleri varmıydı bilemem. Kavuşamamız konusunda benimde suçum günahım vardır belki. Tek bildiğim saf bir sevdayla sevdiğim, bakmaya bile kıyamadığım Mihriban başkasının sevdası olmuştur.  Acaba nasıldır, nerededir, hala o güzel yüzü ve huyu Mihriban’ım mutlumudur? merak etmişimdir. Ama, karşılaşmamak içinde elimden geleni yapmışımdır. Akrabalarının ne düğününe ne cenazesine gitmemişimdir. Onun olduğu Şehri seneler önce terketmişimdir.  Sebebi; karşılaşırım da,   Yıllar sonra küllenen ateş yakıp kor eder. Çok sevdiğim, Mihriban’ımı, sadece Allahın rızası için sevdiğim Mihriban’ıma zararım dokunur. Hakkında kötü düşünceler düşünürler. Ne de olsa evi yuvası, çocuğu olmuştur. Benim yüzümden zarar görmesin istemem. Birde bende yuva kurmuşum, eşime ihanetlik etmiş olurum diye düşündüm.  Yıllar sonra acımasız bir hastalığa yakalandığını duydum, Kansere yakalanmış. Vefatına çok kısa bir dönemde köyüme akrabalarının yanına gelmiş, bahçeden bir kiraz dalından kiraz koparmış. Keşke bu köyde hep kalsaymışım, acımı derdimi unuttum. İyi oldum sanki demiş. Ben bunları bir akrabamızdan öğrendim. Bu konuyu iş yerimde beraber çalıştığım bir arkadaşımla paylaştım. Bana dediki lütfen git onu gör, geçmiş olsun de, Ona moral olur dedi. Çünkü eskiler, bu aşkı bilenler çoğu ahirete intikal etti. Çoğuda unuttu gitti. Ama ben yapamam dedim. Yapamadım da. Eşime, çocuklarıma  sadakatsizlik olur diye düşündüm. Onunda eşine sadakatsizlik yaptırmayım diye gidemedim. Yılların yorgunluğu ile konu ile ilgili, arada iki satır şiirler karaladım. Kendimi ortaya çıkarmadım. Ama bir taraftan da Sadece saf bir kuru sevdayla yıllarımı geçirdim. Eşimi sevdimmi? Sevdim tabiki. Hani bir gönüle iki sevda sığarmı? derler,  Neden sığmasın, Yüreği büyük olan insan gönlüne iki sevda sığar. Benim gençlik rüzgarımın güzel gülünü sevmemde ne kötülük vardı. İnsanın hayelleri ve hayellerinden yaşattıklarını yok sayması bence iki yüzlülük. Sonra kızkardeşimin evladının düğünü için İstanbul’a gittim. Tam düğünün kına gecesi akşamı, telefonum çaldı. Acı haberi öğrendim. Arayan Mihriban’ın yakın akrabası bir kardeşimizdi. Abi merasiminize katılamayacağım, Mihriban halam vefat etti dedi. Yarım saat sonra ortak bir akrabamız  kına gecesi merasimine geldi. Yas yerinden geliyorum, akrabamız vefat etti dedi. Ondan bahsetti. Ortak anılarını anlattı. Üzüldüm,  Ertesi gün yine İstanbul’da Annesinin yattığı mezarlığa defnedileceğini anlattılar. Ertesi günü,  aynı saatte hem Mihriban’ın cenaze merasimi vardı. Hemde kızkardeşimin evladı yeğnimin düğün merasimi vardı. Hesap ettim, kitap ettim. Doluya koydum almadı, boşa koydum dolmadı. Ben cenazeye katılmama kararı aldım. Bağrıma taş bastım. Her namazımda ona dualar gönderir, kıldığım namazın sevabını anama gönderirken onada gönderiyordum. Yüzünü 35 senedir görmediğim görmeyide cesaret edemediğim Mihriban’ı artık göremeyecektim. Olsun Benim Mihriban hakkında ki düşündüklerim Dünyevi olmadığı için Ahirette göreceğimi biliyordum ve umuyordum. Rabbim beni ve kalbimi benden daha çok iyi biliyordu. Mihriban benim hayalimdeki gibi kalacaktı. 16-18 yaşındaki gözleri mavi, beyaz teni, yanakları pempe pembe, ürkek korkak bir ceylan misali, hayalimi süsleyecekti.  Ben böyle avunurken Bu yazıyı kaleme aldığım günlerden kısa bir süre önce ortak bir yakınımızın vefatında sonra merhum akrabamızın fotoğraflarını sosyal medyadan yayınladılar. Ona bakarken köyümüzde akrabalarımızla köy böreği yerken Mihribanın fotoğrafını gördüm. İçim cız etti. Sanki ciğerine jilet yemiş  gibi içim acıdı. Üzüldüm, ağladım, yandım, farkında olmadan elim kaleme gitti ve şiirleri mısralara döktüm. Aslında ben onun son halini tanımıyordum, tanıma imkanım da yoktu. Aradan uzunca  seneler geçmiş, karşılaşmamak için çaba sarfetmiştim. Film şeridi gibi çocukça yaşadıklarım gözümün önünden geçti. Mümkünmü tanımamak?, mümkünmü yanmamak?, mümkünmü yıkılmamak? Sanki Mihribanı yeni kaybetmiş gibi oldum. Aslında benim aile hayatımda hiçbir sıkıntım yoktu. Yıllarca kahrımı çeken eşimi asla üzmek istemezdim. Evimde ailemle mutlu bir yaşantım vardı. Ama bu başka bir şeydi. Hiçbir dünyevi bir şey beklemeden sevdiğinizi, bunu insanlara nasıl anlatırsınız. Anlatsanız da anlayabilirlermiydi?  Mihriban benim için  başka bir şeydi. Hayeldi, sevdaydı, gönüldü, gönüllerde gezen, efil efil esen rüzgarımdı. Dünyada cennetimdi. Nefessiz yaşayamam dediğim, ama yanına yaklaşamadığım, can yoldaşımdı. Bu son günlerindeki fotoğrafını gördüğüm. 11 Ocak 2018 tarihi benim hayatımın dönüm noktası oldu. Yüreğimde sızlayan yaralarımla hayatım devam edecekti. Aylar sonra Köye geldiğinde Mihribanın teyzesinde kaldığı sıradaki teyzesinin komşusu benimde halam olan bir yakınımın anlatımından; Mihribanın ne kadar güzel ahlaklı, ne kadar cana yakın, ne kadar şevkafli, rahmetiyle etrafa ışık saçan, etrafına elinden gelen iyilik ve güzellikleri vermeye çalışan, böyle güzel ahlaklı bir insana rastlamadığını anlatmıştı. Gelde dayan şimdi bunları duyda dedim kendi kendime. Ömrümde onun yokluğunda neler kaçırdığımı düşündüm. Neler kaybettiğimi düşündüm. Eşim can yoldaşım beni yıllardır el üstünde tuttu. Bana hayatımın en güzel ve en özel günlerini yaşattı. Hayatta şuyum da eksik demedim. Dedimki bir Mihribanı kaybettim, Rabbim bana Mihriban gibi bir eş nasip etmiş.  Ama, nede olsa gönül bağım, çocukluk hayellerim de onu sevmiştim. Bu yazıyı kaleme aldığımda, Mihribanın resmi önümde, gözlerime bakar gibi bakarken, yanımdaki radyo yürek yakan türkülerini söylerken, derler ya hergün ölüyorum diye, bazen kendi yazdığım yazıyı okurken, of anam of, gül yüzlü anam geliyor aklıma, gül yüzlü gülüm geliyor aklıma. Peşlerinden koşa koşa gidesim geliyoda, Allah’dan korkuyom.
 Bir Garip  Aşık

GİZLİ SEVDAM
Sevgi olup yollarına serdiğim,
Gül bağında goncaların derdiğim,
Gizli gizli sevdalanıp sevdiğim,
Nerde kaldın uzaklardan gelesene.
***
Uzaklardan bakdım, gelemedim yanına,
Bülbül oldum konamadım dalına,
Hiç böyle yaparmı, bülbül gülüne,
Bilemedim böyle hasret olurmu.
*****
Gözlerine bakamadım sevdiğim,
Sözlerimi tutamadım sevdiğim,
Utancımı atamadım sevdiğim,
Bilemedim böyle sevda olurmu.
***
Hayellerde gönüllerde sevdim ben,
Baharlarda, çiçeklerde sevdim ben
Dokunmadım,gıyamadım sevdim ben,
Bilemedim böyle sevda olurmu.
****
Sen mutlu ol gara yüzüm gülmesin,
Sevdim amma, sevgim gizli kalmasın,
Yüzün gülsün, sevgim, sevdam olmasın,
Söylemedim böyle sevda olurmu.
***
Nazlanarak gelip geçtin yanımdan,
Yürek yandı, kopardılar dalımdan,
Tutan olmaz nazlı yârin salından
Bilemedim böyle  seven  olurmu?



30/05/2017
c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
: Kamu hastaneleri genel Müdürlüğü, Amortisman Hatası 2022/46817-35767 yev no ile çıkış yapılan malzeme amortisman çıkışı 

https://www.youtube.com/watch?v=Z1YXsBkBEOw


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder