UNUTURSUN MİHRİBANIM
HİKAYENİN FARKLI BOYUTUNU,
EN BAŞINDAN ANLATMAYA BAŞLAYALIM.
Seneler
önceydi, garibanlık ve çocukluktan gençliğe geçiş dönemimde, kendi halimde
köyle, hayvanlarla, kendi küçük dünyamla yaşayıp giderken, bir aşk rüzgarına
kapıldım. Kurtar kendini
kurtarabilirsen. Aynı köylü olup, annesi babası Gurbete yerleşen bir ailenin kızıydı Mihriban. Yaz
döneminden köyde yaşayan dedesi ve ebesinin yanına gelmişti. Üç kız arkadaşı
vardı köyde. Bizde erkeler gurubu olarak üç arkadaşla dolaşırdık. Sonra köyün
ortasında akan deredeki suyu bahçemize bağladım. Arada suyumuzu kesip kendi
bahçesine bağlıyorlardı. Bir türlü yakalayamıyordum. Köşeye saklanıp suyu
kesenin kim olduğunu gözetleyip duruyordum.
Yıkık kerpiç duvarının arkasından arada kafamı uzatıp bakıp, bakıp duruyordum. Ne bileyim tam karşıda Mihribanın evinin olduğunu ve kendisine baktığımı sandığını ve bu beni seviyor diye bana sevdalanacağını. Kız arkadaşlarına söyle bu çocuk bana bakıyor, beni seviyor diye. Onlarda kızkardeşime getirirler haberi. Akşam evde Anam babamın yanında sen filancanın kızı Mihriban’a mı bakıyon dedi. Bizde bakmak sevdalanmak anlamına geliyordu. İşte Aklıma kar suyu kaçmıştı. Onun güzelliği karşısında insanın aklını oynatmaması mümkünmüydü. İşte böyle başlayan ve yaz döneminde birbirine sevdalanan iki saf, temiz, utangaç, duygularla acizane aşkın ne olduğunu, anlamaya çalışan biz çocuk diyelim, siz delikanlı deyin, aşkın ateşinde yanmaya başlamışlardır. Derenin kenarındaki evlerinin ordan geçerken perde aralanır birbirine bakışarak geçer giderdim. Hep derdim gözlerine bakacağım, gözlerinin rengini göreceğim diye, bir haller olurdu bana, karşılaşırdık. Yakınından geçerken, utancımdan yerin dibine batardım. Aklım bir yerlere giderdi. Hala gözlerinin rengini bilmiyordum. Takiii son resmini görene kadar, benim yandığım kadar varmış dedim. Karşılaşmalar, konuşmadan bakışmalar, verilip alınan küçük hediyeler, yerine ulaşmayan gönderdiğim mektupların arkasından Yaz biter Mihriban İstanbul’a ailesinin yanına gitmeye hazırlanır. İlçedeki İstanbul otobüsüne biner. Dedesi görmesin adı çıkmasın diye çaba sarfeden garip Otobüste Mihriban’ ın yanına varır, yüzüne bakar, güle güle gülüm, beni unutma der. Mihriban utangaçtır. Daha 16 yaşında kız çocuğudur. Yanakları al al olur. Bir şey diyemez, gözüde kapıdadır. Dedem gelirde bizi görür diye gözüme baktı. Bende otobüsden indim, dedeyle otobüsün merdiveninde karşılaştık. Yolcu ettik Mihriban’ı. Mihribandan geriye koskoca hasret dolu, gurbet dolu, acı dolu, sevda kaldı. Kim derdi bir köylü çocuğu, şehirli sevecek, o günlerde bu ulaşılmaz zordu. Gariplik anlatılmaz, yaşanır. Garibanlık zor şeydir. Kuru bir umutla günler geçer, özlemler çoğalır, ama ne yapacaksın elin kısa, kolun kısa derler eskiler. Bütün bunların sebebi, garibanın, garibin sevdiğine kavuşamamasının tek nedeni toyluk, delikanlılık, utanma, ar etme ve garibanlık. Birazda bizler böyle görmüşüz, edeb adap derken, elimizden sevdamız uçup gitmiş, geriye acı dolu yıllar kalmış.
Yıkık kerpiç duvarının arkasından arada kafamı uzatıp bakıp, bakıp duruyordum. Ne bileyim tam karşıda Mihribanın evinin olduğunu ve kendisine baktığımı sandığını ve bu beni seviyor diye bana sevdalanacağını. Kız arkadaşlarına söyle bu çocuk bana bakıyor, beni seviyor diye. Onlarda kızkardeşime getirirler haberi. Akşam evde Anam babamın yanında sen filancanın kızı Mihriban’a mı bakıyon dedi. Bizde bakmak sevdalanmak anlamına geliyordu. İşte Aklıma kar suyu kaçmıştı. Onun güzelliği karşısında insanın aklını oynatmaması mümkünmüydü. İşte böyle başlayan ve yaz döneminde birbirine sevdalanan iki saf, temiz, utangaç, duygularla acizane aşkın ne olduğunu, anlamaya çalışan biz çocuk diyelim, siz delikanlı deyin, aşkın ateşinde yanmaya başlamışlardır. Derenin kenarındaki evlerinin ordan geçerken perde aralanır birbirine bakışarak geçer giderdim. Hep derdim gözlerine bakacağım, gözlerinin rengini göreceğim diye, bir haller olurdu bana, karşılaşırdık. Yakınından geçerken, utancımdan yerin dibine batardım. Aklım bir yerlere giderdi. Hala gözlerinin rengini bilmiyordum. Takiii son resmini görene kadar, benim yandığım kadar varmış dedim. Karşılaşmalar, konuşmadan bakışmalar, verilip alınan küçük hediyeler, yerine ulaşmayan gönderdiğim mektupların arkasından Yaz biter Mihriban İstanbul’a ailesinin yanına gitmeye hazırlanır. İlçedeki İstanbul otobüsüne biner. Dedesi görmesin adı çıkmasın diye çaba sarfeden garip Otobüste Mihriban’ ın yanına varır, yüzüne bakar, güle güle gülüm, beni unutma der. Mihriban utangaçtır. Daha 16 yaşında kız çocuğudur. Yanakları al al olur. Bir şey diyemez, gözüde kapıdadır. Dedem gelirde bizi görür diye gözüme baktı. Bende otobüsden indim, dedeyle otobüsün merdiveninde karşılaştık. Yolcu ettik Mihriban’ı. Mihribandan geriye koskoca hasret dolu, gurbet dolu, acı dolu, sevda kaldı. Kim derdi bir köylü çocuğu, şehirli sevecek, o günlerde bu ulaşılmaz zordu. Gariplik anlatılmaz, yaşanır. Garibanlık zor şeydir. Kuru bir umutla günler geçer, özlemler çoğalır, ama ne yapacaksın elin kısa, kolun kısa derler eskiler. Bütün bunların sebebi, garibanın, garibin sevdiğine kavuşamamasının tek nedeni toyluk, delikanlılık, utanma, ar etme ve garibanlık. Birazda bizler böyle görmüşüz, edeb adap derken, elimizden sevdamız uçup gitmiş, geriye acı dolu yıllar kalmış.
Ayrılığın
üzerinden kış biter, yaz gelir ama, Mihriban o sene gelmez. Bizim garip bekler ama nafile, o sene yaz Mihriban köye gelemeyecektir.
Çünkü annesi babası kardeşleri Büyükşehirde yaşamaktadır. Bizim garip aşık dertlenir şiirler yazar. Bir sene önce sevinç ve sevda şiirleri
yazarken şimdi özlem ve hasret dolu şiirler yazar. Kış döneminde İlçede okumaya çalışan garip
okullar kapanınca köyüne gelir anasına babasına tarlada yardım eder. Garibin kız kardeşi
evlenmiş, Mihriban’ın bulunduğu şehire gelin gitmiştir. Garip bir bahane
bulur bacısını görmeye gidiyorum diye şehire İstanbula gider. Aklında bilmediği koca şehirde Mihriban’ı
nasıl bulacağını düşünmektedir.
Köydeyken Büyük emmisine, şehirdeki emmi oğlunun adresini
anlattırırdı. Mihribanlar ile emmi
oğlunun komşu olduğunu evlerinin yanında
ki belli başları yerleri anlattırırdı. Bunları aslında emmiye anlattırmasındaki
gayesi, İstanbula gidip Mihribanı bulmaktır. Öyle de yapmıştır. Bir yaz
günü, otobüse biner, İstanbula
gider. Koca şehir, bul bulabilirsen. Birkaç gün geçer Mihribanın ikamet ettiği
semti aramaya başlar, Semti sora sora
semti bulur. Mihriban' ın komşusu
olan emmisine gitmek bahanesiyle, büyük emmisinden, dinledikleri tarifi düşünür ve iki evide
bulur. Bilerek emmisinin evini sormak
bahanesiyle, Mihriban’ın evinin kapısını
çalar. Mihriban’ın anası kapıyı açar,
kimi aradınız der. Bizim garip kendisini tanıtır, emmisinin evini sorar. Evin
hanımı, Memleketinden köyünden gelen 17
yaşındaki genci hemşericilik sevinciyle evine çağırır, içeri alır. Evde otururlar, konuşurlar. Anne kızına seslenir, kızım sen bu çocuğu
tanıyormusun? gel hele der. Utancından
gelemez, Annesi ısrar edince Mihriban utana, sıkıla odasından gelir, karşı kanepeye oturur. Sessiz kalır, anne ısrarcıdır tekrar sorar,
Garibe göz ucuyla bakar, yok görmedim der, nasıl desin bu çocukla biz köyde
sevdalandık diye. Garip bu utangaç,
utanınca yanakları kızaran, başını öne
eğen Mihriban’la aynı odada oturmuşlardır.
Garip mutludur ama sevinci kısa sürer.
2-3 saat hızlıca geçer. Sonra
anne garibe önderlik ederek komşu köylüsü,
garibin emmisinin evine götürür. Şimdi garip ile Mihriban’ ın arasında
bir duvar vardır. Garip o gece Mihriban’
la aynı havayı teneffüs ediyorum der. Gökyüzüne bakar, Allaha dua eder,
şükürler olsun rabbim sana, ama keşke dışarı çıksak da iki söz edebilsek diye
ama bu imkansızdır. Evdekileri uyandırırım da ayıp olur diye ne garip cesaret
edebilir, nede Mihriban. Ertesi gün garip geldiği yere (semte) geri
gider, bir iki daha gelir ama gelip giderken onu görür, hasret giderir ama,
ikisininde utangaçlığından bir araya gelip konuşamazlar. Birbirlerine
sevdalarını ve çektikleri ayrılık acılarını anlatamazlar. Garip memleketine geri döner. Okul yılları
hasret rüzğarları, sevgiliye ayrılık ve sevda şiirleriyle süslenir. Garibin lise yılları biter. Hataya atılma zamanı
gelmiştir. Üniversite de okumak zor görünmektedir. İstanbul’ da sınav bahane edilir ve geri gelir. İstanbul’da
bir iş bulur ve Mihriban’ıyla artık aynı şehirdedir. Garip, İzin ve tatil gününde Mihriban’ ın komşusu emmiye
misafirliğe gider. Amaç Mihriban’ ı
görmektir. Mihriban’ ın utangaçlığı ve garibin cesaretsizliğinden bu aşk bir
türlü mutlulukla filizlenemez. Bu böyle devam eder. Bunun Üstüne Garibin emmisinin hanımı, evime
çok geliyor diye ayağını kesmek için bu kız seni sevmiyor ben sordum deyince,
ayağı oradan kesildi. Bu sözü ciddiye alan garip, ağlar üzülür ama, bir türlü
Mihriban’ ından vazgeçemez. Kızın evinin
karşısında, uzak bir yerine oturur, evi gözler, Mihriban’ ı dışarı
çıkacakta göreceğim diye. Herkes hafta
sonu Pazar günleri izinlerini çarşıda gezerek geçirir. Garip evin uzağında dikkat çekmeyen bir köşede boş
bir arazide geçirir. Arada sevdiğini görür de. Gün gelir askere gider. Mihriban’ın
yanına yanaşamaz, vedalaşamaz bile. Utanır, sıkılır, Mihriban’ın adı çıkar da
üzülür diye kıyamaz. Bilmezki Mihribana en büyük acıyı farkında olmadan
vermiştir. Mihriban’ın içindeki
bulunduğu durum sıkıntılıdır. Garipte doğru dürüst iş yok, aş yok, ev yok, bark
yok, yani geleceğine dair bir umut yok.
Ailesine der bu kızı isteyelim. Babanın elinde yok, avucunda yok,
garibanlık diz boyu. Vesselam garip
askere gider, Askerde onu taaa Kıbrıs’a gönderirler. O zamanlar Kıbrıs
Yurtdışıdır. Gel geri gelebilirsen. 14
ay sonra izine gelir, gelirde yine yollara düşer, bizim Mihriban ne yapar diye.
Garip akraba ziyaretleri yapar. Öğrenir
Mihriban’ı başkasına vermişler. Başından
kaynar sular dökülür. Gidip Mihriban’ a
yalvarmak ister. Yine evlerinin uzağında bekler yolunu. Mihriban’ın anası
ölmüştür. Evin yükü Mihribandadır.
Mihribanın babası eve üvey ana
getirmiştir. Övey anayla birlikte yakın
akrabalarının düğününe başka semte gitmek için geldiklerini görür. Garip bir cesaret gelir onlar minübüse biner,
peşlerinden garipte biner. Mihriban övey
anayla birlikte toplu taşım minübüsüne oturur. Garipte arkasındaki koltuğa
oturur. Kısık sesle yalvarır. Ne olur
nişanı at, sana kıyamam, Mihriban’ dan ses yoktur. Minübüs yol alır, Mihriban’a
derdini anlatmaya çalışır, Mihriban
narindir, mazlumdur, karıncayı incitemez, cevap ta veremez, garip yolculuğun
sonunu beklemez iner. Bir söğüt ağacı
vardır, oturur altında, dünya artık zindandır garibe, ağlasa, bağırsa, üzülse
nafile hayatı bir film şeridi gibi gözünün önünden geçer. Der Allah yazsaydı
bir şeyler olur bu kız bana yar olurdu. Kendini toplamaya çalışır. O akşam Mihriban’ın bir akrabasının düğününün
kına gecesi vardır. Garip oraya gider.
Acaba bir fırsat bulurumda konuşabilirmiyim diye. Görür karşıda bakar Mihriban. Görürler
biribirlerini. Son fırsattır. Hani derler ya otobona girmeden önce son viraj.
Nafile aksilik ceryanlar kesilir. Tam fırsatı derken, her taraf zifiri
karanlık. Düğünün kına gecesinde, gaz lambası yakarlar. Bir müslüman yoktur yardım edecek. Bizim garip garipliğine isyan eder bırakır
gider. Gidiş o gidiş, perişandır, kendini yolara vurur, etrafına küser, kadere
küser. “ Bir daha mı asla sevmeyeceğim, hele aşk mı asla” der. Askerliğe
bıraktığı yerden devam eder. Askerlik biter Askere gitmeden önce Mihriban’ı
için gittiği ve 18 ay çalıştığı İstanbula bir daha gitmez. Daha sonra işi
düşse gitse bile yüreği, Mihriban’ı görünce dayanamayacığını bildiği
için kaçarcasına geri döner. Kader
yazsaydı, olmazlar olurdu, nasip değilmiş der,
hayatını devam etirir. Garip ile
Mihriban’ı kader bir şekilde karşılaştırmasa bile, inceden inceye bazen merakta
eder. Nasıldır ne yapar, mutlumu dur?
ters bir şey olsa duyulurdu der,
duyulamaması içini rahatlatır. Mihriban’la karşılaşmamaya da özen gösterir.
Belki bunda da vardır bir hayır, belki ben onu üzerdim. Allah onu koruyor,
Mihriban’ın başkasının üzdüğüne belki dayanırımda, asla kendim üzersem yaşayamam. Yıllar
birbirini kovalarken, Mihriban’ın Hasta olduğunu duyar, Kanser hastalığına yakalanır Mihriban. Mihriban yenik düşer kansere. Oda yetmez gibi kısa bir süre sonra garip Mihriban' ın vefatını duyar. Kabul etsede etmesede Mihriban ölmüştür. Hakkın rahmetine kavuşmuştur.
Artık acı dolu günler ve bir daha kavuşama korkusu sarmıştır garibi. Garip tüm umutları bitmiştir. Karanlık bir dünyada yaşamak zor gelir garibe.
Yine bir akrabasının vefatından dolayı internette bir fotoğraf vardır. Fotoğraftakileri tanır, ama birisi vardır ki içini cız ettirir. O hayalinde 17 yaşındaki gördüğü ürkek ceylan misali Mihriban’dır. Bilmez ki bir akrabasının fotoğraflarının yanında Mihriban oturuyor, önünde köy böreği tepsisi. Hemde köyündedir. Gelde buna yürek dayansın. Kim olursa olsun, garibin hissetiği bu maneviyatı anlayamaz diye düşünür.
Artık acı dolu günler ve bir daha kavuşama korkusu sarmıştır garibi. Garip tüm umutları bitmiştir. Karanlık bir dünyada yaşamak zor gelir garibe.
Yine bir akrabasının vefatından dolayı internette bir fotoğraf vardır. Fotoğraftakileri tanır, ama birisi vardır ki içini cız ettirir. O hayalinde 17 yaşındaki gördüğü ürkek ceylan misali Mihriban’dır. Bilmez ki bir akrabasının fotoğraflarının yanında Mihriban oturuyor, önünde köy böreği tepsisi. Hemde köyündedir. Gelde buna yürek dayansın. Kim olursa olsun, garibin hissetiği bu maneviyatı anlayamaz diye düşünür.
Birde garibin ağzından dinleyelim bu
hikayeyi.
Yıllarca
görmek isteyip göremediğim, Mihribanım. Şimdi Nerde ve nasıl olduğunu da bilmek
istemiyorum. Değişmiştir şimdi. Ben onun nazarında değiştim, o benim nazarımda
değişti. Niye göreyim? Öyle kalsın. İnsanların gözünde kalmasındansa, gönlünde
kalması daha iyidir. Dedim de gel sen bunu gönlüme anlat. Bazen merak
etmişimdir. Yılarca görmediğim, ama yüreğimin yarısı, kendine göre bir yol
çizmiştir. O sevdada yolunu başka yöne çevirmiştir. Sebepleri neydi. Gerekçeleri
varmıydı bilemem. Kavuşamamız konusunda benimde suçum günahım vardır belki. Tek
bildiğim saf bir sevdayla sevdiğim, bakmaya bile kıyamadığım Mihriban
başkasının sevdası olmuştur. Acaba
nasıldır, nerededir, hala o güzel yüzü ve huyu Mihriban’ım mutlumudur? merak
etmişimdir. Ama, karşılaşmamak içinde elimden geleni yapmışımdır. Akrabalarının
ne düğününe ne cenazesine gitmemişimdir. Onun olduğu Şehri seneler önce
terketmişimdir. Sebebi; karşılaşırım
da, Yıllar sonra küllenen ateş yakıp
kor eder. Çok sevdiğim, Mihriban’ımı, sadece Allahın rızası için sevdiğim
Mihriban’ıma zararım dokunur. Hakkında kötü düşünceler düşünürler. Ne de olsa
evi yuvası, çocuğu olmuştur. Benim yüzümden zarar görmesin istemem. Birde bende
yuva kurmuşum, eşime ihanetlik etmiş olurum diye düşündüm. Yıllar sonra acımasız bir hastalığa yakalandığını
duydum, Kansere yakalanmış. Vefatına çok kısa bir dönemde köyüme akrabalarının
yanına gelmiş, bahçeden bir kiraz dalından kiraz koparmış. Keşke bu köyde hep
kalsaymışım, acımı derdimi unuttum. İyi oldum sanki demiş. Ben bunları bir
akrabamızdan öğrendim. Bu konuyu iş yerimde beraber çalıştığım bir arkadaşımla
paylaştım. Bana dediki lütfen git onu gör, geçmiş olsun de, Ona moral olur
dedi. Çünkü eskiler, bu aşkı bilenler çoğu ahirete intikal etti. Çoğuda unuttu
gitti. Ama ben yapamam dedim. Yapamadım da. Eşime, çocuklarıma sadakatsizlik olur diye düşündüm. Onunda
eşine sadakatsizlik yaptırmayım diye gidemedim. Yılların yorgunluğu ile konu
ile ilgili, arada iki satır şiirler karaladım. Kendimi ortaya çıkarmadım. Ama
bir taraftan da Sadece saf bir kuru sevdayla yıllarımı geçirdim. Eşimi sevdimmi?
Sevdim tabiki. Hani bir gönüle iki sevda sığarmı? derler, Neden sığmasın, Yüreği büyük olan insan
gönlüne iki sevda sığar. Benim gençlik rüzgarımın güzel gülünü sevmemde ne
kötülük vardı. İnsanın hayelleri ve hayellerinden yaşattıklarını yok sayması bence
iki yüzlülük. Sonra kızkardeşimin evladının düğünü için İstanbul’a gittim. Tam
düğünün kına gecesi akşamı, telefonum çaldı. Acı haberi öğrendim. Arayan
Mihriban’ın yakın akrabası bir kardeşimizdi. Abi merasiminize katılamayacağım,
Mihriban halam vefat etti dedi. Yarım saat sonra ortak bir akrabamız kına gecesi merasimine geldi. Yas yerinden
geliyorum, akrabamız vefat etti dedi. Ondan bahsetti. Ortak anılarını anlattı.
Üzüldüm, Ertesi gün yine İstanbul’da
Annesinin yattığı mezarlığa defnedileceğini anlattılar. Ertesi günü, aynı saatte hem Mihriban’ın cenaze merasimi
vardı. Hemde kızkardeşimin evladı yeğnimin düğün merasimi vardı. Hesap ettim,
kitap ettim. Doluya koydum almadı, boşa koydum dolmadı. Ben cenazeye katılmama
kararı aldım. Bağrıma taş bastım. Her namazımda ona dualar gönderir, kıldığım
namazın sevabını anama gönderirken onada gönderiyordum. Yüzünü 35 senedir
görmediğim görmeyide cesaret edemediğim Mihriban’ı artık göremeyecektim. Olsun
Benim Mihriban hakkında ki düşündüklerim Dünyevi olmadığı için Ahirette
göreceğimi biliyordum ve umuyordum. Rabbim beni ve kalbimi benden daha çok iyi
biliyordu. Mihriban benim hayalimdeki gibi kalacaktı. 16-18 yaşındaki gözleri
mavi, beyaz teni, yanakları pempe pembe, ürkek korkak bir ceylan misali,
hayalimi süsleyecekti. Ben böyle
avunurken Bu yazıyı kaleme aldığım günlerden kısa bir süre önce ortak bir
yakınımızın vefatında sonra merhum akrabamızın fotoğraflarını sosyal medyadan
yayınladılar. Ona bakarken köyümüzde akrabalarımızla köy böreği yerken Mihribanın
fotoğrafını gördüm. İçim cız etti. Sanki ciğerine jilet yemiş gibi içim acıdı. Üzüldüm, ağladım, yandım,
farkında olmadan elim kaleme gitti ve şiirleri mısralara döktüm. Aslında ben
onun son halini tanımıyordum, tanıma imkanım da yoktu. Aradan uzunca seneler geçmiş, karşılaşmamak için çaba
sarfetmiştim. Film şeridi gibi çocukça yaşadıklarım gözümün önünden geçti.
Mümkünmü tanımamak?, mümkünmü yanmamak?, mümkünmü yıkılmamak? Sanki Mihribanı
yeni kaybetmiş gibi oldum. Aslında benim aile hayatımda hiçbir sıkıntım yoktu.
Yıllarca kahrımı çeken eşimi asla üzmek istemezdim. Evimde ailemle mutlu bir
yaşantım vardı. Ama bu başka bir şeydi. Hiçbir dünyevi bir şey beklemeden
sevdiğinizi, bunu insanlara nasıl anlatırsınız. Anlatsanız da
anlayabilirlermiydi? Mihriban benim
için başka bir şeydi. Hayeldi, sevdaydı,
gönüldü, gönüllerde gezen, efil efil esen rüzgarımdı. Dünyada cennetimdi.
Nefessiz yaşayamam dediğim, ama yanına yaklaşamadığım, can yoldaşımdı. Bu son
günlerindeki fotoğrafını gördüğüm. 11 Ocak 2018 tarihi benim hayatımın dönüm
noktası oldu. Yüreğimde sızlayan yaralarımla hayatım devam edecekti. Aylar
sonra Köye geldiğinde Mihribanın teyzesinde kaldığı sıradaki teyzesinin komşusu
benimde halam olan bir yakınımın anlatımından; Mihribanın ne kadar güzel ahlaklı,
ne kadar cana yakın, ne kadar şevkafli, rahmetiyle etrafa ışık saçan, etrafına
elinden gelen iyilik ve güzellikleri vermeye çalışan, böyle güzel ahlaklı bir
insana rastlamadığını anlatmıştı. Gelde dayan şimdi bunları duyda dedim kendi
kendime. Ömrümde onun yokluğunda neler kaçırdığımı düşündüm. Neler kaybettiğimi
düşündüm. Eşim can yoldaşım beni yıllardır el üstünde tuttu. Bana hayatımın en
güzel ve en özel günlerini yaşattı. Hayatta şuyum da eksik demedim. Dedimki bir
Mihribanı kaybettim, Rabbim bana Mihriban gibi bir eş nasip etmiş. Ama, nede olsa gönül bağım, çocukluk hayellerim
de onu sevmiştim. Bu yazıyı kaleme aldığımda, Mihribanın resmi önümde,
gözlerime bakar gibi bakarken, yanımdaki radyo yürek yakan türkülerini
söylerken, derler ya hergün ölüyorum diye, bazen kendi yazdığım yazıyı okurken,
of anam of, gül yüzlü anam geliyor aklıma, gül yüzlü gülüm geliyor aklıma.
Peşlerinden koşa koşa gidesim geliyoda, Allah’dan korkuyom.
GİZLİ SEVDAM
Sevgi olup
yollarına serdiğim,
Gül bağında
goncaların derdiğim,
Gizli gizli
sevdalanıp sevdiğim,
Nerde kaldın
uzaklardan gelesene.
***
Uzaklardan
bakdım, gelemedim yanına,
Bülbül oldum
konamadım dalına,
Hiç böyle
yaparmı, bülbül gülüne,
Bilemedim
böyle hasret olurmu.
*****
Gözlerine
bakamadım sevdiğim,
Sözlerimi
tutamadım sevdiğim,
Utancımı
atamadım sevdiğim,
Bilemedim
böyle sevda olurmu.
***
Hayellerde
gönüllerde sevdim ben,
Baharlarda,
çiçeklerde sevdim ben
Dokunmadım,gıyamadım
sevdim ben,
Bilemedim
böyle sevda olurmu.
****
Sen mutlu ol
gara yüzüm gülmesin,
Sevdim amma,
sevgim gizli kalmasın,
Yüzün
gülsün, sevgim, sevdam olmasın,
Söylemedim
böyle sevda olurmu.
***
Nazlanarak
gelip geçtin yanımdan,
Yürek yandı,
kopardılar dalımdan,
Tutan olmaz
nazlı yârin salından
Bilemedim
böyle seven olurmu?
30/05/2017
c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.
Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.
Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
: Kamu hastaneleri genel Müdürlüğü, Amortisman Hatası 2022/46817-35767 yev no ile çıkış yapılan malzeme
amortisman çıkışı


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder